10.10.2016

MUHARREM AYI, AŞURE VE KERBELÂ MESAJI

 

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Her yıl Muharrem’in 10’uncu günü geldiğinde kalbinde Kerbelâ’nın hüznü ve Ehlibeyt’in muhabbetini taşıyan her kardeşimizi bir acı, bir hüzün ve bir keder kaplar. Yürekleri dilhûn eden bu acı, dünyanın dört bir yanında, mezhebi, meşrebi, ırkı, rengi, coğrafyası ne olursa olsun Müminlerin ortak hüznü ve kederidir. Kerbelâ’da acımasızca şehit edilen Hz. Hüseyin ve arkadaşları, bu hadisedeki asil duruşu ve haksızlıklar karşısındaki onurlu mücadelesi ile bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuş, ona ve yakınlarına bu zulmü reva görenler ise Müslümanların ortak vicdanında mahkûm olmuştur.

Kerbelâ’yı sadece tarihte yaşanmış bir acıya, bir mitolojiye ve efsaneye, senede bir defa şehitlerin yad edildiği yas ve mateme dönüştürmek doğru değildir. Kerbelâ’yı anlamak, Hüseyin’ce yaşamak, uğruna can verdiği adaleti ve merhameti doğru anlamaktır. Kerbelâ, Haksızlık karşısında direnmenin adıdır.

Kerbelâ aynı zamanda geleceği inşa eden bir okuldur. Mezhebi, meşrebi ne olursa olsun herkesin bu mektepten alacağı dersler vardır. Ve bu mektebin en büyük muallimi şüphesiz Hz. Hüseyin’dir. Şurası iyi bilinmelidir ki, Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının uğruna can verdikleri yol, Hz. Muhammed Mustafa’nın yoludur.

Hz. Hüseyin’in en büyük gayesi, kendisinden sonra yeni Kerbelâlar yaşanmamasıdır. Mina’da okuduğu hutbede “Rabbim benim şehadetimi ümmetin vahdetine vesile kıl!” duasını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Bugün Kerbelâ’da şehit olanların hangi ulvi değerler uğruna can verdiklerini düşündüğümüz kadar onları katleden Yezidlerin hangi sapmalar yaşadığını, Allah’ın ayetlerini nasıl değiştirdiklerini, Resul-ü Ekrem’e (sas) hangi iftiraları attıklarını da yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir. Eğer biz bugün hala 14 asır geçtikten sonra İslam coğrafyasında Kerbelâ’nın ahu figanları üzerine bir güç ve iktidar inşa etmeye devam ediyorsak bu Kerbela’yı hiç anlamadığımız ve Yezitlerin düştüğü hataya düşmekten kendimizi koruyamadığımız anlamına gelir.

Bugün İslam âleminin içinden geçtiği zorlu süreçte, mezhebini, meşrebini dinin önüne geçirenler, mezhep sultasından dolayı Müslüman kardeşlerini katletme cürmünü işleyenler, Kerbela’yı hiç anlamamış, hiçbir ders ve ibret almamışlardır.

Bugün Kerbelâ, hepimize taze bir bilinç aşılamalıdır. Kerbelâ, aramızda ayrılık-gayrılığa değil, birlik ve beraberliğe vesile olmalı bizi birbirimize sımsıkı kenetlemelidir. Kerbelâ’nın bizlere yüklediği görev ve sorumluluk, gönül kapılarımızı ardına kadar birbirimize açmak, yüreklerimizi sahrâ-ı Kerbelâ’ya dönüştürmemektir.  

Bu duygu ve düşüncelerle Kerbelâ’dan gerekli dersleri alarak topyekûn İslam âlemi olarak savaştan barışa, zulümden adalete, şiddetten merhamete, zilletten izzete yükseldiğimiz gönül coğrafyamızın ve bölgemizin tekrar barış, huzur ve esenlik yurduna dönüşmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashabına salat ve selam ediyor; şehitlerin serdarı, seyyidü’ş-şüheda Hz. Hüseyin Efendimizi, Kerbelâ şehitlerini ve bugüne kadar hak, hakikat, adalet, ahlâk, erdem ve fazilet için, izzet ve şeref için can veren bütün şühedayı rahmet, minnet, şükran, saygı ve tazim ile yâd ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet Görmez

Diyanet İşleri Başkanı