Din insanlıkla beraber var olagelen ve devam edecek olan bir olgudur. Dolayısıyla dinin muhatabı insandır. İlk insan aynı zaman ilk peygamberdir. Dinin tebliğcisi olan Peygamber insanlığın lideri ve dininin görevlisidir. Din görevlileri ise Peygamberlerin varisleridir. Peygamberden sonra tebliğ göreviyle de sorumludur.
İnsanları doğruya, iyiliğe, güzele yönlendirip, nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu öğreten, eşya ve olaylar hakkında onlara bilgi veren, yerine göre ümit olup, toplumun birliğini yardımlaşmasını, dini bağların güçlenmesini sağlayan ve hata edenlere doğru yolu gösteren büyük ölçüde din görevlileridir.
Bir din görevlisi şuuruyla, İslam rahmetinin bütün insanlığı kaplaması niyetiyle, Peygamberimiz (s.a.s) vasıflarını örnek alarak hedeflenen noktaya varabiliriz. İşte bu ağır yüke talip olan din görevlisinin şahsında bazı özelikleri toplaması ve davetine bu öncüllerle başlaması gerekir.
Kürsü ve minber sahibi olan din görevlilerinin din hizmeti ve irşat görevinde çağımız insanları üzerinde etkili olabilmeleri için iyi bir eğitim ve mesleki anlamda yeterli donanıma sahip olması gerekir. Çünkü hitap ettiğimiz insanların bizden daha eğitimli ve kültürü olması durumunda beklenen bu etki mümkün olmayacaktır.
Din görevlisi ve gönülüsü, İslami ilimleri tahsil etmiş, her türlü dini olgu ve olayları ilmi usullere göre ele alıp değerlendirebilen, inceleme ve araştırma gücüne sahip, özellikle din eğitimi, din psikolojisi ve din sosyolojisi gibi alanlarda malumatlar edinen birisi olmalı ve bunları pratikte uygulamaya çalışmalıdır. Bunun yanı sıra çağımızda zaruret halini alan bir yabancı dilde öğrenmelidir. Kısaca etkin din görevlisinin eğitim formasyonu ve mesleki nosyonu gayet iyi olmalıdır.
Görevli bulunduğu toplumda sevilmesi, sayılması ve görevini en iyi bir şekilde yapabilmesi için her şeyden önce, Müslüman yaşantısında olması gereken, İslam ahlakı ve sosyal ahlak kaidelerine herkesten daha çok riayet etmesi ve diğer insanlarla olan ilişkilerini bu esaslara göre ayarlaması gerekir. Çünkü insanın toplumdaki başarısının en önemli faktörü ve aynı zamanda sosyal seviyesinin yüksekliğine en fazla delalet eden şey ahlaktır.
Din görevlisi, İslami esasların kendisinden okunduğu, insanların kendisine doğru yöneldiği, insanları kendisine doğru çeken açık bir kitap gibi olmalıdır. Din görevlisinin başkalarına örnek olabileceği İslami hayat ve yaşayışın esasları şu iki temele dayanır.
1.Güzel ahlak
2.Sözlerin fiile, fiillerin ise söze uyması
Eğer bu iki temel din görevlisinin yaşayışında varlık kazanırsa Onun hayatı İslam’a sessiz bir davet, İslam’ı hal diliyle irşat ve tebliğ demektir. Zira din görevlisinin susmasında bir mana, konuşmasında tesir, davranışlarında da örnek hali olma vardır.[1]
Bu hal ahlakta olduğu gibi dış görünüştede olmalı. “ İlk tesir daima önemlidir” prensibiyle hareket edersek din görevlisinin giyimi de son derece önemlidir. Temiz, düzgün, şatafattan uzak ama şık giyimli olması, muhatabı üzerinde sözü ve davranışları kadar etkili olacaktır.
Din görevlisi, Rasulullah (s.a.s)’in tamamladığı ahlaki değerleri önce kendisi özel hayatına, moral yapısına enjekte edecek ve sonrada vahyin yüklediği sorumluluk bilinciyle cemaatine iletecektir. İslam’a davet ve din hizmetlerini “mesleğim olduğu için” değil “iman ettiğim için” yerine getirilmesi gerektiğinin şuur ve bilincinde olmalıdır.[2]
Din görevlisi ve gönüllüsü, bulunduğu topumun, cemiyetin ve cemaatinin ruh doktorudur. Nasıl ki tıp doktoru hastalığı teşhis edip ona ilaç yazıyorsa, bir inanç ve ruh doktoru mesabesinde olan din görevlisi de içinde bulunduğu toplumun manevi hastalığını teşhis edip ona göre reçetesini sunmak zorundadır.[3]
Kişi şuurlu bir iman ile normal bir gayretle ulaşamayacağı mesafeleri kısa sürede aşabilir. Yapılan din hizmetlerinin cami boyutlarının dışına çıkması; din hizmetlerini hayatın yegâne gayesi olarak gören gayretli, fedakâr ve şuurlu göreviler sayesinde olacaktır.
Konuşan hatibin cümleleri kalplerde akis buluyorsa, yüzü davası kadar aydınlıksa, düşmanlarının üzerinde heybet uyandırabiliyorsa, bütün bunlar; farz, vacip ve nafile olan ibadetlere bağlılığındandır. Camide bulunduğu gün namazlarını kılan ama sair zamanlarda camiye irtibatını kesen bir din görevlisinin insanlar nazarındaki itibarının ne olacağını kestirmek zor değildir.
Bugün cemaatimize baktığımızda kalbinde hastalık olan bazı insanların, yine bazı din görevlilerinde görülebilen“olumsuzlukları” ön plana çıkarıp; “hoca dediğini yapmıyor, o halde onun dediğini tut, ama onun yolundan gitme” tarzında vicdanlarını kurtarmaya yönelik operasyonlara kaçma yolunu aradığını görebiliyoruz. Böyle ortamlara meydan vermemek elbette şarttır. Bunun yolu da başkası müstakim olduğumuzu bilsin diye değil, Allah ve Peygamber istedikleri için müstakim olmaktır.[4]
Din görevlisi insanlarla kaynaşıp, onların rahatsızlıklarına tahammül edebilmelidir. Çünkü dava sahibidir, bir görevin öncüsü ve davetin temsilcisidir. Bu görevleri üstlenen kimselerin davası uğruna kendilerini fedakârlıklara alıştırması, hizmetle gelen zorluklara katlanmayı bilmesi, insanların ani karşı çıkışlarına, zan ve kötü düşüncelerine, hakkı geç kabul etmelerine,kötü muamelelerine ve buna benzer din görevlisini sıkacak ve zorlayacak işlere, din görevlisinin kendisini hazırlayıp sabretmesi gerekir.
Taifde taşlara hedef olurken bile, rahmet duasını yapmaktan vazgeçmeyen Peygamberimizin, geniş rahmetini bu dinin görevlileri olarak örnek almak zorundayız. Mekke’deki putların aşkı ancak bu "Muhammedi tavır" sayesinde gönüllerden silinmişti.
İslam’ı anlatmak zorunda olan bizler, muhatap kim olursa olsun yumuşak ve kuşatıcı davranmak zorundayız. Hz. İbrahim (a.s.) put imal eden babasına, tevhidi tebliğdeki hitabına saygı ve merhamet kokan“babacığım” diye (5) hitap etmesi bizler için hayati önem taşıyan örneklerdir.
Din görevlisinin sözü nazik, ince, hürmetkâr, karşısındakine değer verir tarzda olmalı, karşısındakine sözünü dinleme iştiyakını artıracak şekilde olmalı, nefret ve isteksizliğe sebep olacak şekilde olmamalıdır. Sert ve kırıcı konuşma, şiddet gösterme, nefret ve düşmanlık doğurur. Böyle olunca hakkı kabul etmeye yakın olanlar bile kırılır, belkide muhalefet etmeye başlar. Bunun sonucu olarak kalpleri İslam’ı yaşamaya ısınacak insanların gönül kapıları kapanmış olur. Din görevlisinin insanların kalplerini fethetmesi ve bunun içinde nezaket ve yumuşaklıkla onlara muamele etmesi gerekir.
Günümüzde din görevlilerinin dikkat etmeleri gereken en önemi hususlardan biri de, dinde aşırılığın her çeşit boyutundan uzak durmalılar. Çünkü temsil ettiği din her şeyde bir orta yoldur. Düşüncede, inançta, ibadette, ahlakta yaşayışta muamelede ve nihayet ana ilkelerde vasatlık İslam’ın en başta gelen özelliklerindendir.[6] Dolayısıyla din görevlisinin takip edeceği yol, orta yol ve şer’i maksatların dışına çıkmayan kolaylık yolu ve kolaylık taraftarı olmaktır. Zira bu nebevi bir ilkeyle de belirtilmiştir.“ Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyin nefret ettirmeyiniz.”
Buraya kadar etkin din görevlisinde bulunması gerektiğini düşündüğümüz ahlaki ölçütler ve mesleki ilkelerden bazılarını sunmaya çalıştık. Bunlar etkin din görevlisinin daha göreve başlamadan bilmesi, içselleştirmesi, misyonu haline getirmesi gereken hususlar olmalıdır.
21. asra değil, çağlar ötesine hitap eden din görevlisi, dini eğitimini almış, mesleki nosyonu tam, kültürlü, ilmi metotları ve teknik imkânları kullanarak araştıran, çalışan, sosyal bilimlerde yetişmiş ve sosyal olan, taassuptan uzak, orta yolu tutan, güzel ahlak sahibi, hoşgörüyle insanları iyiye güzele yönlendiren, iç ve dış görünümü hoş, gerektiğinde diğer kurumlarla işbirliği yaparak toplumun problemlerini dert edinip çözümler üreten eylem ve söylem dengesini kurabilen, kendisini sadece din görevlisi değil aynı zamanda din gönüllüsü olarak gören ve ilahi vahyin mesajını önce kendi nefsi için alan sonra cemaatine ileten bir İslam davetçisi ve Peygamber varisidir. Ne mutlu Allah Resulünün mirasına sahip çıkan varislere… “1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası” nedeniyle tüm din görevlisi, din gönüllüsü kardeşlerimin haftasını kutluyor, Allah katında tek din olan, dinimiz islama güzel hizmetler yapmayı rabbimden niyaz ediyorum. Camilerimizi yapan, yaptıran tüm hayır sahibi kardeşlerimize teşekkür ediyor, vefat eden din görevlisi ve hayır sahibi kardeşlerime rabbimden rahmet diliyorum.
Yavuz KOÇAK
İlçe Müftüsü
[1]KÖYLÜ, Mustafa; (Temmuz-Ağustos-Eylül 1993) Din Görevlisinde Bulunması Gereken Nitelikler, Diyanet İlmi Dergi cilt 29 sayı 3.
[2]HATİPOĞLU, Nihat; (Ekim-Kasım-Aralık 1992) Bir İslam Davetçisi Olarak Din Görevlisi ve Özellikleri, Diyanet İlmi Dergi cilt 28 sayı 4.
[3]ZEYDAN, Abdulkerim; İslam’da Davet ve Tebliğ, Ter.Ruhi Özcan, İst. Hisar Yayınları.,1979, s. 641
[4]HATİPOĞLU, Nihat;(Ekim-Kasım-Aralık 1992) Bir İslam Davetçisi Olarak Din Görevlisi ve Özellikleri, Diyanet İlmi Dergi cilt 28 sayı 4.
[5] Meryem, 42.
[6] KARDAVİ,Yusuf; İslami Uyanışın Problemleri, Ter. Hasan Fehmi Ulus, İstanbul, Risale Yay.1986, sayfa 22.